Giresunlu akademisyen ve yüzücü Heves Bozbağı, Sporino’ya verdiği röportajda; çocukluk yıllarından başlayan spor tutkusunu, öğretmenlikten federasyon yönetim kurulu üyeliğine uzanan kariyerini ve yüzmenin hayat kurtaran bir disiplin olduğunu aktardı. 22 Ocak 1973’te Ankara’da doğan, aslen Giresunlu olan Heves Bozbağı; enerjisini hiç kaybetmeyen, hayata her daim olumlu bakan ve sevginin dünyaya hükmedeceğine inanan bir isim. Kendi ifadesiyle “ele avuca sığmayan” bir çocukluk geçiren Bozbağı’nın hikâyesi, küçük yaşlardan itibaren hareket, spor, hırs ve azimle şekilleniyor. İlkokul zamanlarını Giresun’da Yeşilgiresun tesislerinde geçiren Bozbağ, spora da burada basketbolla başlıyor. Oldukça hiperaktif bir çocuk olduğu için ailesi onu henüz 5 yaşında iken okula gönderiyor. 10 yaşında ilkokul mezun olduktan hemen sonra girdiği sınavlarla TED Ankara Koleji’ni kazanmış ve hayatında bir dönüm noktası başlamıştır. Ailesinin Tek çocuğu olmasına rağmen ailesinden ayrılması ve Ankara’ya gitmesi kolay olmamıştır. o dönem kazandığı disiplin ve hayat tecrübeleri bugün sahip olduğu birçok şeyin temelini oluşturuyor. Ankara Koleji yıllarında sadece akademik değil, sosyal ve sportif anlamda da kendini geliştiren Bozbağı; basketbolun yanı sıra hentbol ve atletizmle de ilgileniyor. Hatta atletizme tamamen tesadüfi bir şekilde dahil olmasına rağmen Ankara ikinciliği ve ardından Türkiye dereceleri elde ediyor. Ancak 1990 yılında, hem basketbol hem atletizm şampiyonaları döneminde babasını kaybetmesi, hayatında farklı bir dönüm noktasına sebep oldu. Üniversite eğitimini İngiliz dili ve edebiyatı alanında tamamlayan Bozbağ, mezuniyetinin ardından memleketi Giresun’a dönerek kutsal meslek olan öğretmenliğe geri dönerek yapmaya başlıyor. 1996 yılında Hamdi Bozbağ Anadolu Lisesi’nde başlayan öğretmenlik serüveni, onun için başta alışılması güç bir dönem olsa da zamanla büyük bir sevgiye dönüşüyor. Öğrencilerle bağ kurabilmek ve iyi bir öğretmen olabilmek için çok çalıştığını vurgulayan Bozbağ, “öğrettikçe öğrendiğini” ifade ediyor. Yaklaşık 10 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra akademiğe yönelen Bozbağ, 2005 yılında üniversiteye geçiş yapıyor. İngiliz Edebiyatı alanında öğretim görevlisi olarak görevine devam ederken, aynı zamanda sporun içinde aktifliğini korumaya devam ediyor. Daha sonrasında 2008 yılında Giresun Yüzme İl Temsilciliği görevine getirildi. Bozbağ, yüzmenin her zaman hayat kurtaran bir yanın olduğunu savunmuştur. Spor yönetiminde de önemli sorumluluklar üstlenen Bozbağ; Türkiye Yüzme Federasyonu ve Türkiye Basketbol Federasyonu’nda yönetim kurulu üyeliği yaparak iki farklı branşta üst düzey görev alan nadir kadınlardan biri oluyor. Erkek egemenliğinin boy gösterdiği yönetim yapılarında yer almanın zorluklarına dikkat çekerken, bu tarz bir sürecin kendisi için gurur verici olduğunu dile getirdi. Onun spor anlayışında yüzme ayrı bir yerde duruyor. Yüzmenin bireysel, disiplinli ve zorlu bir spor olduğunu belirten Bozbağ, bu branşın hayata çok benzediğini söyledi. Ona göre spor; çocuklara disiplin ve mücadele etmeyi öğreten, onları hayata hazırlayan en önemli araçlardan biri. Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi “Yüzme Bilmeyen Kalmasın” projesinin aslında yıllar önce federasyon içinde ortaya çıkan bir fikir olduğunu belirterek, “Türkiye’de yüzme nasıl ayağa kalkar diye düşündüğümüz dönemlerde bu fikir doğdu. Bugün bakanlığımız bu fikri çok güzel bir projeye dönüştürdü. Şu anda Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da çocuklara ulaşan çok değerli bir çalışma yürütülüyor” dedi. Bozbağ, yüzme sporunun gelişiminde bütçe ve yetkinin önemine dikkat çekerek, “O dönemlerde yüzmeye ayrılan bütçelerin artması ve verilen yetkilerle birlikte başarılar da gelmeye başladı. Bu başarılar sporun tanınırlığını artırdı ve bizim işimizi kolaylaştırdı” ifadelerini kullandı. Ancak yüzmede hâlâ önemli bir eksik olduğunu vurgulayan Bozbağ, “Biz hâlâ yeni neslin önüne koyabileceğimiz güçlü rol modeller konusunda eksik kalıyoruz. Uzun yıllar boyunca Derya Büyükuncu ismini aşamadık. Oysa çocukları bu spora bağlayacak olimpiyat ya da Avrupa şampiyonu isimlere ihtiyacımız var” diye konuştu. Yüzmenin zorluklarından bahseden Bozbağ, bu branşın diğer branşlardan farklı olarak bireysel bir mücadele gerektirdiğini söyledi:“Basketbolda kötü bir gününüz olabilir ama takım arkadaşlarınız sizi toparlar. Yüzmede ise tamamen yalnızsınız. Bir sakatlık yaşayıp üç hafta suya girmezseniz, geri dönüşü üç ayı bulabilir. Yıllarca çalışırsınız ama bir yarışta diskalifiye olup hiç yüzmeden elenebilirsiniz.” sözlerine değindi. Çocuk sporcuların yaşadığı psikolojik süreci de anlatan Bozbağ, “On yaşında bir çocuk için start bloğuna çıkmak bile büyük bir mücadele. O yükseklik, o parkur gözünde büyüyor. Bazen çok iyi performans gösterdiği bir günün ardından ertesi gün kötü hissedebiliyor. Bu yüzden yüzme, küçük yaşlarda ciddi bir hayat mücadelesine dönüşüyor” dedi. Yarış anındaki zorluklara da değinen Bozbağ, “Gözlüğünüz çıkabilir, su yutabilirsiniz, kolunuza kramp girebilir. Ama tıpkı hayatta olduğu gibi vazgeçmezseniz devam edersiniz” sözlerine yer verdi. Aynı zamanda bir anne olan Bozbağ’nın iki çocuğu var. Çocuklarını da sporla iç içe büyüttüğünü belirten Bozbağ, hayata bakışını şu sözlerle özetliyor: İnsanların unvanlarıyla değil, isimleriyle anılması gerektiğine inanıyor. Ona göre bir insanın en büyük başarısı, başka insanların hayatında bıraktığı iz. Bugün hâlâ akademisyenlik görevini sürdüren, sporun içinde aktif olarak yer alan ve üretmeye devam eden Heves Bozbağı, hayatı boyunca aynı çizgide olduğunu, çok çalışarak vazgeçmediğini ve yaptığı her işe “heves” katmanın çok değerli olduğunu da vurguladı. Bozbağ, sözlerini sporun çocukların hayatındaki önemine vurgu yaparak tamamladı:“Spor, hayatın kendisine çok benziyor. Çocuklarımız sporun içinde kalırsa, hayatta da daha güçlü ve başarılı bireyler olurlar. Çünkü spor, düşmeyi de öğretir, yeniden kalkmayı da.” Muhabir: Bahar Özkaya, Görsel: Heves Bozbağ Bunu paylaş: X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook Bunu beğen:Beğen Yükleniyor... İlgili Yazı gezinmesi Suyun İçinde Doğan Özgürlük: “Yürümek İçin Başladım, Kazanmak İçin Devam Ediyorum”